Bir kimse sabah namazını cemaatle kılsa ve sonra güneş doğuncaya kadar Allah'ın zikri ile meşgul olarak otursa, sonra da iki rekat namaz kılsa, bir hac sevabı alır.

Ramuz el ehadis
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)

- - - - - - - - - - - - - -

 Not: Resim ve aşağıdaki bilgiler islamveihsan.com'dan alıntıdır.



Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Sizden herhangi biriniz uykuda iken şeytan ense kökünüze üç düğüm atar. Her bir düğümü bağladıkça: «Sen yat yat, daha gece uzundur» diyerek attığı düğümün üzerine eliyle vurur. Eğer bir kimse uykudan uyanır da Allah’ı zikreder, hatırlarsa bu düğümlerden biri çözülür, abdest alırsa biri daha çözülür, namaz kılarsa birisi daha çözülür ve zinde ve neş’eli olarak tertemiz bulunarak, sıklet ve tenbellik gibi şeylerden uzak olarak sabaha çıkmış olur. Böyle yapmayıp da güneş doğuncaya kadar gaflet üzere yatarsa vücûdu habîs ve tenbel olarak sabaha çıkmış olur.” (Buhârî, Teheccüd, 12; Müslim, Müsâfirîn, 207; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 18)

Abdullah bin Mes’ud -radıyallahu anh-’dan gelen rivayette ise Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in huzurunda geceden uykuya dalarak tâ güneş doğuncaya kadar uyuyup sabah namazına kalkmayan kimse zikredilse: “O kimsenin kulağına şeytan işemişdir” buyururlardı. (Buhârî, Teheccüd, 13) Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: اِنَّ الصُّبْحَةَ تَمْنَعُ الرِّزْقَ “Muhakkak sabah namazı ile güneş doğması arasında bulunan rızık taksimi zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına mani olur” buyurmuşlardır. (İbn Hanbel, I, 73)

Her kim gece yatarken:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ. لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ اَللّٰهُمَّ سَهِّرْ عَيْنِى وَنَوِّرْ قَلْبِى وَادْفَعْ عَنِّى كَثْرَةَ النَّوْمِ وَغِلْظَةَ الْغَفْلَةِ

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku! Allah’ım, gözümü uyanık kıl, kalbimi nurlandır, benden çok uyumayı ve gaflet ağırlığını gider!” duâsını okuyup erkenden uyanmak niyetiyle yatar ise bi-iznillahi teâlâ dilediği saatte uyanır. Uyandığı zaman hemen kalkıp abdest alır, ibâdetine başlar.

Uykusu olmayan ve uyuyamamaktan dolayı muztarib olan kimse abdestli olarak yatağa yatarken:
اَللّٰهُمَّ غَارَتِ النُّجُومُ وَهَدَأَتِ الْعُيُونُ وَاَنْتَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الَّذِى لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ اِهْدِ لَيْلِى وَاَنِمْ عَيْنَيَّ

“Allah’ım, yıldızlar battı, bütün gözler sükûne erdi, Sen ise kendisini uyuklama ve uyku tutmayan Hayy ve Kayyûm’sun! Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım, gecemi sükûna erdir ve gözlerimi uyut!” deyip Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini okuyup yatmalıdır. (Bkz. Heysemî, X, 178)

Buhâri’nin Berâ bin Âzib -radıyallahu anh-’dan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: “Yatağa varmak istediğinde namaz için aldığın gibi bir abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat, sonra şöyle de:
اَللّٰهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِى إِلَيْكَ وَوَجَّهْتُ وَجْهِى إِلَيْكَ وَفَوَّضْتُ أَمْرِى إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِى إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لَامَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ. اٰمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِى أَنْزَلْتَ وَنَبِيِّكَ الَّذِى أَرْسَلْتَ.

“Ey Rabbim, bütün varlığımı sana teslîm ettim, işimin tasarrufunu sana havale ettim, yönelişim sanadır, korkum da ancak sendendir, senin azâbından kaçıp sığınılacak ancak yine senin rahmetindir. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin Resulüne îmân ettim ey Rabbim!” demektir. Bunları söyler de uyur, o gecede ölür isen fıtrat üzere ölmüş olursun. Uyumadan evvel bunlar son sözlerin olsun.” (Buharî, Deavât, 7) Yine Buhârî’nin Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’dan rivayet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Sizden herhangi biriniz yatağına vardığı vakit elbisesiyle yatağının üzerini silkelesin, yani temizlesin, çünkü o vakte kadar ne olduğunu bilmez; yani yatağında akrep ve sâir gibi eza verici şeyler bulunmuş olabilir. Sonra yatağına girince şöyle desin:
بِاسْمِكَ رَبِّى وَضَعْتُ جَنْبِى وَبِكَ اَرْفَعُهُ اِنْ اَمْسَكْتَ نَفْسِى فَارْحَمْهَا وَإِنْ اَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا بِمَا تَحْفَظُ بِهِ الصَّالِحِينَ.

“Senin isminle ey Rabbim yanımı yere koydum. Yine senin yardımınla kaldırırım. Eğer ruhumu alıkorsan (öldürürsen) ona rahmet eyle, eğer tekrar verirsen onu sâlihleri muhafaza ettiğin şeyle muhafaza eyle.” (Buharî, Deavât, 13) Yine Buhârî’nin Hüzeyfe -radıyallahu anh-’dan rivayet etdiğine göre, Hüzeyfe şöyle demiştir: “Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yatağına vardığında şöyle derlerdi:
اَللّٰهُمَّ بِاسْمِكَ اَمُوتُ وَاَحْيَا

“Senin isminle ölür, Senin isminle dirilirim ey Allah’ım!” (Buhârî, Deavât, 8; Müslim, Zikir, 59) İbn-i Abbâs -radıyallahu ahn-’dan mervidir ki: Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: “Eğer bir kimse kendi haremine yaklaşırken besmeleden sonra:
اَللّٰهُمَّ جَنِّبْنِى الشَّيْطَانَ وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا

«Ya Rab beni şeytandan uzaklaştır, şeytanı da bize in’âm ve ihsan buyurduğun şeyden uzaklaştır» demiş olsa, sonra o zevceyn arasında evlâd takdîr olunursa o çocuğa ebediyyen şeytan zarar veremez.” (Buhârî, Deavât, 54)

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- gece bir tarafından diğer tarafına dönünce:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا العَزِيزُ الْغَفَّارْ

“Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka ilah yoktur. O, göklerin yerin ve ikisinin arasındaki herşeyin Rabbidir. O, Azîz ve Gaffâr’dır / üstün ve çok affedicidir.” derlerdi. (Hâkim, I, 724/1980)

Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları, İstanbul, 2013

60 öğrenci bir sınıfta, 10 hasta bir oda da, 3 parti bir iktidarda. Ah gençler ah, yaşı küçük olanlarınız bilmez belki 10 sene öncesi neler yaşadık bir bilseniz, her şey ak parti ile değişti :))

Esnaf kepenk kapatır, su bile akmazdı, bereketsizlikten yağmur bile yağmazdı, bir gecede bankalar hortumlanır dolar, mark 2 katı olurdu, ama birileri bunu bilir önlemini alırdı, bir çivi çakılmaz, çivi çakana da mani olunurdu, hep bana hem bana derler her gün zam olurdu, bırak bu kadar hizmeti hastalar kapıda ölür, iyileşenlerde hastanede rehin kalırdı, rüşvetsiz iş yürümez, sokaklar kapkaç ve tinerciler ile doluydu, her sokakta hırsızlık olur her arabanın muhakkak teybi çalınırdı, dinini yaşamak isteyenlere irticacı damgası vurulur hayatı her alanda kısıtlanır baskı altına alınırdı, 70–80 kişi bir sınıfta okur, ülke dışında da itibarımız yoktu, kimse bizi iplemez, IMF para verecek diye aylarca beklenirdi, para aylar sonra gelir bir sevinç yaşardık ama göremeden bir kaç kişi hiç eder yok olur giderdi, faizle borçlanır faizle ödeyemezdik hangi birini anlatayım genç kardeşim kısaca sanma ki hep böyleydi :))

Allah ellerine düşürmesin, AK Parti geldi de insan olduğumuzu anladık :))


O kadar doğru ve dürüst olmalısın ki, yamuklar, eğriler, sahtekarlar sana deli desinler.

Haram yemekten o kadar korkmalı ve kaçınmalısın ki, haram yiyenler sana mecnun desinler.

Öylesine iffetli olmalısın ki, iffetsizler, namussuzlar, hayâsızlar sana enayi desinler.

O kadar çalışkan olmalısın ki, bilcümle tembeller ne oluyor sana, nedir bu kadar çalışkanlık ve gayret, keyfine baksana, hayatını yaşasana biraz desinler.

Sana kötülük edene iyilik yap, bırak sana deli desinler.

Kalbinde kin ve intikam duyguları besleme. Kin ile din bir arada olmaz.

Kendi ayıp, kusur ve günahlarına bakmaktan başkalarınkileri göreme.

Bulursan dağıt, bulamazsan şükr ve sabr et.

Sakın cahillerle tartışma, uzaklaş onlardan.

Parayı, menfaati, ünü, alkışı sevme, bunlar seni feci şekilde yakar.

Kafirlerden, münafıklardan, mağrurlardan, ehl-i dünyadan uzak dur.

Aynaya bak, sana büyük zarar veren en azılı düşmanını göreceksin.

İbadet et ama onlarla övünme, gururlanma, 'ucba düşme.

Allah ile yapmış olduğun ahd ü misakı hiç unutma ve ona sadık kal.

Peygambere (Salat ve selam olsun ona) biat ve itaat et, onunla irtibatlı ol.

Dua ederken mü'minleri unutma, onların da kurtuluşu ve bağışlanması için yalvar.

Ölmeden evvel ölmeye bak.

Olamazsın ama olanca gayret ve cehdinle hiç olmaya çalış.

Mehmed Şevket Eygi


“Rahmetli dedem, evin bahçesindeki dev dut ağacının gövdesine yaslanır, bize eskilerden heyecanlı hatıralar anlatırdı. Dedemin babası Mehmet dede Palandöken Dağlarında Ruslara karşı savaşmış. Şöyle anlattı dedem:

Birbiri ardına vurup düşürdükleri halde Rus askeri düşenin yerine karınca sürüsü gibi gelir. Kurşun yağmurları altında mermisi biten Mehmet dede, arkadaşından mermi almak amacıyla siper
inden kalkınca kalçasından bir kurşun yiyip yere serilir. Kendini kaybeder. Ertesi gün kendine geldiğinde cephesindeki herkesin şehit olduğunu veya gittiğini görür. Savaş başka bir tepeye kaymıştır. Kurşunun girip çıktığı yerlerden akan kanın elbisesinin içinde yumruk büyüklüğünde buz olduğunu fark eder Mehmet dede.

Tüfeğine tutunarak ve sürünerek dağdan iner. Kağnıyla dağa mühimmat taşıyan bir yaşlıya rastlar. Silahını verir ve yaşlının değneğine tutunarak yola devam eder. Cephelere koşan Müslümanların boşalttığı Erzurum’a gece vakti indiğinde bir evde ışık yandığını fark eder. Kapıyı çalar ve yemek pişiren gayrimüslim kadından yiyecek ister. Kadın bir şey vermeyi reddeder.

Aç ve yorgun direnir, yılmaz, yürür Mehmet dedem. Gün ağarınca yolda at pislikleri görür. Pislikleri parmaklarıyla inceleyerek aralardaki arpa tanelerini toplar ve onları yiyerek hayatta kalır. Trabzon’daki köyümüze dokuz günde geldiği ve abasında tam 96 kurşun deliği sayıldığı anlatılıyor.
Bu noktada sesi, sakalı ve çenesi titredi dedemin… Doğruldu yerinden, heyecanlandı… ‘Torunum’ dedi; ‘Geri geldiklerinde, birçok köyü Ermeni isyancıların yakıp yıktığını gördüler. Bıyığı terlememiş oğullarıyla cephelere koşan milletin köylerde kalan kadınlarına musallat oldular. Kadınları el ve ayaklarından duvarlara çakıp karınlarını deştiler. Bebekleri havaya atıp alttan süngü tutarak öldürdüler…’ Parmağını uzattı dağlara… ‘Şimdi çağırsalar beni savaşa koşarak giderim.’ İki değneğe tutunarak yürüyebilen dedemin içini ateş gibi yakan o zulümleri dinlerken ben Hıdırnebi dağına bakıyor, o taraflardan yine öyle kara tüylü, yırtıcı hayvan gibi tasavvur ettiğim yaratıklartekrar gelir mi diye düşünüyordum.

Çok önemli soruların cevaplarını doğru öğrenmeliyiz: Bir zafer kazandık mı? Bu zaferin bedelini kimler ödedi? Nasıl ödediler? Niçin ödediler? Niçin öldüler? Rus’la, Yunan’la, Ermeni’yle, İngiliz’le, Fransız’la niçin savaştılar? Neyi korumak için? Çocuklarını nasıl yetiştirmek için? Peki uğrunda öldükleri değerleri koruyabildik mi? Bir millet ne zaman gerçekten muzaffer sayılır? Milleti millet yapan değerler kaybolursa, millet ayakta kalabilir mi? Dilimizi, dinimizi, kültürümüzü kaybedersek Fransız’dan ne farkımız kalır? Asıl yenilgi ve esaret neslimizin Fransız’a benzemesi değil midir?” D

r. Muhammed Bozdağ

Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. bir kaç senedir dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarını yaşamaktayız, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün.

Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…

Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.

Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…

Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.

Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler!

MARI themes

Blogger tarafından desteklenmektedir.