60 öğrenci bir sınıfta, 10 hasta bir oda da, 3 parti bir iktidarda. Ah gençler ah, yaşı küçük olanlarınız bilmez belki 10 sene öncesi neler yaşadık bir bilseniz, her şey ak parti ile değişti :))

Esnaf kepenk kapatır, su bile akmazdı, bereketsizlikten yağmur bile yağmazdı, bir gecede bankalar hortumlanır dolar, mark 2 katı olurdu, ama birileri bunu bilir önlemini alırdı, bir çivi çakılmaz, çivi çakana da mani olunurdu, hep bana hem bana derler her gün zam olurdu, bırak bu kadar hizmeti hastalar kapıda ölür, iyileşenlerde hastanede rehin kalırdı, rüşvetsiz iş yürümez, sokaklar kapkaç ve tinerciler ile doluydu, her sokakta hırsızlık olur her arabanın muhakkak teybi çalınırdı, dinini yaşamak isteyenlere irticacı damgası vurulur hayatı her alanda kısıtlanır baskı altına alınırdı, 70–80 kişi bir sınıfta okur, ülke dışında da itibarımız yoktu, kimse bizi iplemez, IMF para verecek diye aylarca beklenirdi, para aylar sonra gelir bir sevinç yaşardık ama göremeden bir kaç kişi hiç eder yok olur giderdi, faizle borçlanır faizle ödeyemezdik hangi birini anlatayım genç kardeşim kısaca sanma ki hep böyleydi :))

Allah ellerine düşürmesin, AK Parti geldi de insan olduğumuzu anladık :))


O kadar doğru ve dürüst olmalısın ki, yamuklar, eğriler, sahtekarlar sana deli desinler.

Haram yemekten o kadar korkmalı ve kaçınmalısın ki, haram yiyenler sana mecnun desinler.

Öylesine iffetli olmalısın ki, iffetsizler, namussuzlar, hayâsızlar sana enayi desinler.

O kadar çalışkan olmalısın ki, bilcümle tembeller ne oluyor sana, nedir bu kadar çalışkanlık ve gayret, keyfine baksana, hayatını yaşasana biraz desinler.

Sana kötülük edene iyilik yap, bırak sana deli desinler.

Kalbinde kin ve intikam duyguları besleme. Kin ile din bir arada olmaz.

Kendi ayıp, kusur ve günahlarına bakmaktan başkalarınkileri göreme.

Bulursan dağıt, bulamazsan şükr ve sabr et.

Sakın cahillerle tartışma, uzaklaş onlardan.

Parayı, menfaati, ünü, alkışı sevme, bunlar seni feci şekilde yakar.

Kafirlerden, münafıklardan, mağrurlardan, ehl-i dünyadan uzak dur.

Aynaya bak, sana büyük zarar veren en azılı düşmanını göreceksin.

İbadet et ama onlarla övünme, gururlanma, 'ucba düşme.

Allah ile yapmış olduğun ahd ü misakı hiç unutma ve ona sadık kal.

Peygambere (Salat ve selam olsun ona) biat ve itaat et, onunla irtibatlı ol.

Dua ederken mü'minleri unutma, onların da kurtuluşu ve bağışlanması için yalvar.

Ölmeden evvel ölmeye bak.

Olamazsın ama olanca gayret ve cehdinle hiç olmaya çalış.

Mehmed Şevket Eygi


“Rahmetli dedem, evin bahçesindeki dev dut ağacının gövdesine yaslanır, bize eskilerden heyecanlı hatıralar anlatırdı. Dedemin babası Mehmet dede Palandöken Dağlarında Ruslara karşı savaşmış. Şöyle anlattı dedem:

Birbiri ardına vurup düşürdükleri halde Rus askeri düşenin yerine karınca sürüsü gibi gelir. Kurşun yağmurları altında mermisi biten Mehmet dede, arkadaşından mermi almak amacıyla siper
inden kalkınca kalçasından bir kurşun yiyip yere serilir. Kendini kaybeder. Ertesi gün kendine geldiğinde cephesindeki herkesin şehit olduğunu veya gittiğini görür. Savaş başka bir tepeye kaymıştır. Kurşunun girip çıktığı yerlerden akan kanın elbisesinin içinde yumruk büyüklüğünde buz olduğunu fark eder Mehmet dede.

Tüfeğine tutunarak ve sürünerek dağdan iner. Kağnıyla dağa mühimmat taşıyan bir yaşlıya rastlar. Silahını verir ve yaşlının değneğine tutunarak yola devam eder. Cephelere koşan Müslümanların boşalttığı Erzurum’a gece vakti indiğinde bir evde ışık yandığını fark eder. Kapıyı çalar ve yemek pişiren gayrimüslim kadından yiyecek ister. Kadın bir şey vermeyi reddeder.

Aç ve yorgun direnir, yılmaz, yürür Mehmet dedem. Gün ağarınca yolda at pislikleri görür. Pislikleri parmaklarıyla inceleyerek aralardaki arpa tanelerini toplar ve onları yiyerek hayatta kalır. Trabzon’daki köyümüze dokuz günde geldiği ve abasında tam 96 kurşun deliği sayıldığı anlatılıyor.
Bu noktada sesi, sakalı ve çenesi titredi dedemin… Doğruldu yerinden, heyecanlandı… ‘Torunum’ dedi; ‘Geri geldiklerinde, birçok köyü Ermeni isyancıların yakıp yıktığını gördüler. Bıyığı terlememiş oğullarıyla cephelere koşan milletin köylerde kalan kadınlarına musallat oldular. Kadınları el ve ayaklarından duvarlara çakıp karınlarını deştiler. Bebekleri havaya atıp alttan süngü tutarak öldürdüler…’ Parmağını uzattı dağlara… ‘Şimdi çağırsalar beni savaşa koşarak giderim.’ İki değneğe tutunarak yürüyebilen dedemin içini ateş gibi yakan o zulümleri dinlerken ben Hıdırnebi dağına bakıyor, o taraflardan yine öyle kara tüylü, yırtıcı hayvan gibi tasavvur ettiğim yaratıklartekrar gelir mi diye düşünüyordum.

Çok önemli soruların cevaplarını doğru öğrenmeliyiz: Bir zafer kazandık mı? Bu zaferin bedelini kimler ödedi? Nasıl ödediler? Niçin ödediler? Niçin öldüler? Rus’la, Yunan’la, Ermeni’yle, İngiliz’le, Fransız’la niçin savaştılar? Neyi korumak için? Çocuklarını nasıl yetiştirmek için? Peki uğrunda öldükleri değerleri koruyabildik mi? Bir millet ne zaman gerçekten muzaffer sayılır? Milleti millet yapan değerler kaybolursa, millet ayakta kalabilir mi? Dilimizi, dinimizi, kültürümüzü kaybedersek Fransız’dan ne farkımız kalır? Asıl yenilgi ve esaret neslimizin Fransız’a benzemesi değil midir?” D

r. Muhammed Bozdağ

MARI themes

Blogger tarafından desteklenmektedir.