Zekat Kimlere Verilir? Zekat Verirken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zekâtın kime verileceğinin bizzat Allah tarafından belirlediğini belirterek, herkesin zekâta talip olmasının doğru olmayacağını hatırlatmıştır. Zekât hak edene verilmelidir, bu konuda çok dikkatli olunmalıdır.


Suffenin Gelirleri ve Zekat


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîmde “Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete adamış fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar. Onların hallerini bilmeyen kimse, istemekten çekindikleri için, onları zengin sanır. Ey Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey istemezler. Ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir”34 buyurur. Müfessirler bu âyetin “Ashab-ı Suffe” hakkında nazil olduğunu özellikle belirtirler.35

Bu durumda sadakaya ve farz olan zekâta gerçekte lâyık ve müstahak olanları yüce Allah iki sınıf olarak belirlemiştir. Birincisi, Allah yolunda kendilerini tebliğ ve cihada adamış olanlar. Bunlar manevî mücahede olan tebliğ ve ilim kendilerini ticaretten ve mal kazanmaktan alıkoymuş kimselerdir. İkincisi, hayâ ve iffetlerinden halktan hiçbir şey istemediklerinden dolayı kendilerini tanımayan ve bilmeyenler tarafından zengin zannedilenler. Onların durumlarını ancak basiret, akıl ve feraset sahibi olanların ciddî bir araştırma sonucu bilebilir ve onları rencide etmeden gizlice ve güzellikle infakta bulunurlar.36

Gerçekten sadakaya ve zekâta müstahak olanlar yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey isteyemezler. Kimseye hallerini açamazlar. İsteyecek olsalar bile nezaketle imada bulunarak isterler. Peygamberimiz (S.A.V.) “İstediğiniz zaman ısrarla istemeyin. Allah’a yemin ederim ki, istemediğim halde birinize bir şey versem Allah onu bereketli kılmaz” buyurmuşlardır.

Zekât Nedir?


Sözlükte temizlik, bereket, artma, çoğalma, anlamına gelir. Şeriat dilinde ise belli mal türlerinin belirlenen bölümünün Allah’ın belirlediği bir kısım Müslümanlara mülk olarak vermektir. Zengin olanın malından ihtiyaç sahiplerinin hakkını çıkararak malı bereketlendirdiği, kalbi tamahkârlık ve cimrilik kirinden arındırdığı ve temizlediği için bu malî ibadete Zekât denilmiştir.37 Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberimize (S.A.V.) hitaben ”Ya Muhammed! Mallarının bir kısmını kendilerini temizleyip arıtacağı için sadaka olarak al”38 ve “Allah sadaka ve zekât harcadığınız herhangi bir şeyin yerine daha iyisini koyar”39 buyurur.

Zekât ve sadaka aynı anlama gelmektedir. Sadaka zekât verenin imanındaki sadakat ve kemaline delâlet etmesi sebebiyledir. Ancak sadaka, hem farz hem de nâfile olan malî ibadetler için kullanıldığı halde, zekât sadece farz olanına has olarak kullanılan bir terimdir.40 Nisab miktarı mala sahip olanın üzerine farz olmadan önce de nâzil olan Mekki âyetlerde zekât tabiri geçmektedir. Ancak bu farz olmayan sadaka anlamındadır. Allah’ın nisap miktarı mala sahip olan zenginlere vermelerini farz olan mahsulden onda bir ve ticaret mallarından kırkta bir vermek emredilince Farz olana zekât ve zekâta ilâveten verilen fazla mala da sadaka denilmiştir. Sadaka denmesinin sebebi de mü’minlerin Allah’ın emrine uymalarında sadakatlerini göstermesinden dolayıdır. Ancak sadaka zekâttan daha kapsamlı olup vâcip ve nafile olan bağışları da içine almaktadır. Farz olan yardıma zekât, bunun dışındaki bütün yardım türlerine kısaca “Sadaka” denir. Örfde mecburi olmayan küçük bağışlar için kullanılan sadaka kelimesi Kur’ân ve Hadis literatüründe zekât anlamındadır. 

Ancak bütün bu yardımların ibadet olması sadece Allah rızasının aranması iledir. İşin içine bir başka amaç ve niyet girdiği takdirde bu ibadet olmaktan çıkar.

Zekât Kimlere Farzdır


Zekât Müslüman ve ergen olup ihtiyaç fazlası nisap miktarı mala sahip olan yani ihtiyacından fazla 85 gr. Altın ve 595 gr gümüşe tekabül eden mala sahip olan kişiye farzdır.41 Günümüzde altın değerini korurken gümüşün değeri düşmüştür. Bunun için altın esas alınmalıdır. Bir de malın zekâta tabi olması için üzerinden bir yıl geçtiği halde nisab miktarını koruması gerekir. Bu ticaret malları için böyledir. Mahsûlün zekâtı ise mahsûl alındığı anda verilir. Zekâtın farz olması için malın üzerinden bir sene geçmesi, bir sene dolmadan zekât verilmez demek değildir. Fakat bir senede iki defa zekât düşmez.

Zekât yalnız Müslümanlara emredilen bir ibadet olmayıp yüce Allah Hz. İbrahim’e (as) emredildiği gibi42 İsrail oğullarına da emredilen bir ibadettir.43

Zekât Kimlere Verilmelidir


“Bana zekât ver” diyen bir sahabeye Peygamberimiz (S.A.V.) “Yüce Allah zekâtın verileceği yerleri ne peygamberine ve ne de bir başkasının görüşüne bırakmayarak kendisi belirlemiştir. Onu da sekiz sınıfa ayırmıştır. Şayet sen bunlardan birisine girersen sana hakkını veririm” buyurmuşlardır.44 Bunun için zekâta müstahak olanlar da bunu istememelidir. Sahabelerin isar hasletini kendilerine rehber edinerek daha ziyade müstahak olanları kendilerine tercih etmelidirler. Bu güzel ahlâkı yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de övmektedir.45 Böylece kişi Allah katında ihlâslı bir kul olma şerefine ulaşmış olur.46

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “Sadakalar (Zekât) Allah’ın farz bir emri olarak ancak;
  1.  Yoksulların
  2. Düşkünlerin
  3. Zekât toplayan memurların,
  4. Müellefet-i kulübün
  5. Hürriyete adım atmak isteyen mükatep kölelerin
  6. Allah yolunda mücahede edenlerin
  7. Borçluların
  8. Yolcuların hakkıdır.
Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her işi hikmetle yapar.”47
Bismillahirrahmanirrahim
اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكينِ وَالْعَامِلينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى الرِّقَابِ وَالْغَارِمينَ وَفى سَبيلِ اللّهِ وَابْنِ السَّبيلِ فَريضَةً مِنَ اللّهِ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

“Sadakalar, ancak fakirlere, miskinlere, onun üzerine memur olanlara, kalpleri telif edilmiş bulunanlara, azad edilecek kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihada atılanlara ve yolculara Allah tarafından bir fariza olarak (mahsustur) ve Allah Teâlâ Alîmdir, Hakîmdir.” Tevbe, 9:60.

Sırasıyla ele alırsak:


1. Fakirler (=Yoksullar): Bir işte çalıştığı halde nisap miktarı malı olmayan, temel ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz olanladır.

2. Miskinler (=Düşkünler): Hiçbir kazancı olmayan ve çalışmaktan aciz olan ve istemek, dilenmek durumunda kalan kimselerdir. Peygamberimizin (asm) bir hadisine göre “Miskin, insanlardan bir şey istemediği için durumları bilinmeyen ve bundan dolayı kendisine yardım yapılmayan kimsedir.”48 İbadette asıl olan mükellef olan kimsenin mükellef olduğu zekâtı yerine vermek için miskinleri araştırarak bulması ve ona vermesidir. Burada sorumluluk zengine aittir. Yerini bulduğu ölçüde zekâtın sevabı artar, ihtiyacı karşılananın samimî duâsını alır ve Allah’ın rızasını daha çabuk kazanır.

3. Zekât toplamakla görevli memurlar: Bu idarecinin tayin ettiği ve zekât mallarını toplayarak idareciye ve “beytu’l-mâle” teslim eden görevlidir. Burada iki husus vardır.

a. Birincisi: Zekât toplamakla görevli olan kişilerin ücretlerinin ve maaşlarının zekât fonundan karşılanması hususudur. Bu kimselerin zengin olmaları bu ücreti almalarına engel değildir. Dolayısıyla zekât toplamak için harcadığı zamanın, emeğin ve riskin karşılığı olarak bu kurumda çalışanlar zekât fonundan ücret alırlar. Ancak bu sınıfa yapılacak ödemeler topladığı zekâtın yarısını aşmaz.

b. İkincisi: Müesseseye zekât verilebileceği hususu bu âyette ifadesini ve yerini bulmuş olur. Çünkü zekât memurları her ne kadar ücretlerini topladıkları bu zekât fonundan alsalar da, topladıkları zekâtları kendileri için almadıkları ve kendi tasarrufları ile istediklerine veremeyecekleri açıktır. Ancak müessese namına toplayarak getirip teslim etmekle mükelleftirler. Oradan ihtiyaç sahiplerine idareciler tarafından dağıtılır.

Dolayısıyla zekât sadece fakire verilir, müesseseler zekâtı alamaz denilemez. Müesseseler de sadece fakirlere verir denilmez; çünkü zekât memurlarına zengin de olsalar ücretleri zekât fonundan karşılanmaktadır.

Dipnotlar:


34- Bakara, 2:273.

35- Ali Arslan, Büyük Kur’ân Tefsiri, 2:278–280.

36- Burada ciddî bir durum vardır. O da şudur: Zekât ve sadaka verecek durumda olanlar zekât ve sadakalarını verecekleri kimseleri ve yerleri kendileri aramak durumundadırlar. Sadaka ve zekât vermenin şartlarındandır lâyık olanları araştırıp bulmak. Zenginlerin sorumluluk alanındadır muhtaçları araştırmak. Her ne kadar verilen zekât yerine ulaşmasa da vereni sorumluluktan kurtarır. Ancak Allah’ın rızasını kazandırmaz. Çünkü istenen ve rızay-ı İlâhiye uygun olan yapılmamıştır. En azından sevabından mahrum bırakır. Bir sadakayı vermek ayrıdır, yerine ulaştırarak gerçek ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidermek ayrı ve mükemmel bir durumdur. Bu durumda ihtiyacı tam olarak gideren elbette sevaba ve rızaya en çok lâyık olandır. Bunun için zenginler Yasin Sûresinde açıklandığı gibi isteyene değil, kendileri araştırarak lâyık olana vermek durumundadırlar.   

37- Sübkî, el-Menhel, (Beyrut–1349) 11:113.

38- Tevbe, 9:193.

39- Sebe, 34:39.

40- M. Hamdi Yazır, Tefsir, 2:933.

41- O dönemde 85 gr altın 595 gr gümüşe denkti. Satın alma gücü aynı idi.

42- Enbiya Sûresi, 21:72–73.

43- Bakara Sûresi, 2:83.

44- Ebu Davut, Zekât, 24; Müsned-i Ahmet, 4:169.

45- Haşir Sûresi, 59:9.

46- Lem’alar, 212.

47- Tevbe, 9:60.

48- Buhari, Zekât, 53; Müslim, Zekât, 101; Ebu Davut, Zekât, 24.

49 - Müellefe-i Kulûb Tanımı: Kalbleri ısındırılan, yumuşatılan kimseler. Bir terim olarak, müellefe-i kulûb; zekât verilmek sûretiyle kalpleri İslâm'a karşı yumuşatılmak, zararsız hale getirilmek veya dinde sebat ettirilmek istenen kimseleri ifade eder.

Müslümanların sayısının az, güç ve kuvvetlerinin zayıf olduğu devirlerde bu sınıf, müşriklerin etkisiz hâle getirilmesinde, yeni müslüman olmuş zayıf inançlı kişilerin imanının sağlamlaştırılmasında ve bazı müşriklerin İslâmiyet'i kabul etmesinde bir vasıta olarak kullanılmış ve bu metodun uygulanması ile büyük faydalar sağlanmıştır.

Tarihi: Müellefe-i Kulûb; Rasûlüllah (a.s.) , Mekke'nin fethinden sonra müslüman olmuş olan Kureyş ileri gelenlerine ganimetten paylarına düşenden ayrı olarak, Beytü'l-mâl hissesinden de bol mikdârda bağışda bulundu. Bunlar uzun yıllar, Rasûlüllah (a.s.)'a düşmanlık hareketinin öncülüğünü yapmışlar, Mekke'nin fethinden sonra çâresiz müslüman olmuşlardı. Ancak gönülleri İslâm'a ısınmamıştı. Bunca yıl İslâm düşmanlığı yaptıktan sonra, bir anda bütün kalbiyle Müslümanlığı benimseyivermek kolay bir iş değildi. Kur'ân-ı Kerîm, bu gibilere:

"el-müellefetü kulûbühüm" adını vermekte, gönüllerinin kazanılması, İslâm'a ısındırılması için bunlara zekât verilebileceğini bildirmektedir.

- - - - - -

Kaynak: Yeni Asya
M. Ali KAYA
malikaya33@gmail.com

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) zekâtın kime verileceğini bizzat Allah tarafından belirlediğini belirterek, herkesin zekâta talip olmasının doğru olmayacağını hatırlatmıştır. Zekât hak edene verilmelidir, bu konuda çok dikkatli olunmalıdır.